Neden bu kadar anlamlı, neden bu kadar kıymetli olduğunu bilmediğimiz evimizi aldığımızda dünyanın sarayını aldık sanmıştık.. Ne güzel ki hala öyle hissediyoruz ve ömür boyu da öyle hissetmeyi ümit ediyoruz…
Alın teri akıtarak, canımız acıyarak kazanılan para ile alınan bir ev… bizim için o kadar kıymetli ki… hayatta sahip olduğumuz tek şey olmamasına rağmen hayatımızdaki en önemli şey bizim için...
Ne o kadar çatafatlı bir ev, ne bulunmaz hint kumaşı, ne de o kadar göz kamaştırıcı… Bizim haricimizde kime sorarsanız sorun sıradan bir ev olarak tanımlanır.
Bir evin başına ne gelebilir ki korumaya alma ihtiyacı hissediyoruz..Ruhumuzda o kadar abartmışız ki, ortada gezen terliklerin bile duvarları kapıları kirleteceğini düşünerek yalın ayak gezmeyi bile uygulamaya kalkmıştık.
Ev alındığında 2 yıldır içerisinde oturan 2 çocuklu çok şirin bir aile vardı.. Tüm odalarda işe yaramayan kullanılmayacak bir tek çöp bile yoktu. Bu sadeliği bozan tek şey tüm odalardaki tablolardı. Hatta içimizden neden bu kadar çok tablo olduğunu geçirirken, ev sahibinin resim sanatıyla ilgili bir meşguluyeti olduğunu düşünmüştük..
Ve bir de duvarları delecek kadar duygusuz ve duyarsız olduklarını…
Ama tablolar da bir harikaydı doğrusu…
Derken ev boşaldı. Boşalan eve bakınca her yerde çivi delikleri sanki ayrı bir tablo sergiliyordu gözümüze… Tek tek çivilerin çıkarılması, boşlukların betonlanması ve arkasından renk değişikliği yapılmadan aynı renge boyanması gereklilik olmuştu.. 2 yıllık yeni sayılabilecek bir evin tekrar müdahale edilmesi ve boya yapılması bizi biraz germişti… Bu kadar şirin insanlar nasıl oluyor da bu kadar düşüncesizce evin her tarafını delip tablo asabilmişlerdi…
Oysa kiracı bile değillerdi… Kiracılar ev sahibine acımadan evde her türlü özgürlüğü yaşarlar ya… Hatta bir defasında yakın aile dostumuzun kiraya verdiği evin kiracısı çıkarken tuvalet taşlarını bile alıp götürdüğüne şahit olmuştuk…
Günler sonra taşındık, eşyaları yerleştirdik… Ama önceki ev sahibine inat hiçbir yere çivi çakmadık… Tablo asmadık… Değil çivi perde bile takmak için bile nasıl bir çözüm bulalım diye düşünmüştük günlerce.…
Her şey çok güzel…
Eşyalar yerleşti… Ne atılacak, ne alınacak hiçbir eşyaya ihtiyaç yoktu…
Ta ki salon duvarındaki boşluğun gözümüzü tırmalamasına kadar… Öyle bir boşluk vardı ki illaki tablo istiyor orası…
Israrla…
Bağırarak..
Yok hayır asla olamaz.
Mümkün değil…
Biz ilk ev sahibi gibi evi delik deşik edip tablo asamayız..
Neden?
E biz duvarlara kıyamayacak insanlarız…
Yazık olur yeni boyanmış pırıl pırıl bir ev çünkü…
Varsın tablomuz olmasın.. Varsın duvarlarımız boş görünsün…
Mantığının söylediğini yüreğine öğretemezsin ki…Her alışverişe çıktığımızda çok güzel tabloların satıldığı mağazaya gider camın önünden içerdeki tablolara bakardık. Her defasında da dükkan sahibi kapıya doğru yaklaştığı zaman cin görmüş gibi kaçar giderdik.. Mağaza sahibi bir gün kolumuza yapışıp neden dışarıdan bakıp içeriye girmediğimizin hesabını soracaktı bize..
Anlatamazdık ki ona içeriye girersek dayanamaz bir tablo alır, güzelim duvarlara çivi çakar asardık…
Anlatamazdık ki önceki ev sahibi gibi duvarlara kıyabilen insanlar olmak istemediğimizi…
insan insana kıyıyor ama biz duvarlara kıyamıyoruz diyemezdik…
Değer mi bu tablolar duvarı çivilemeye…
Değer mi bu tablolar duvarlardaki gözümüzü rahatsız eden boşluğu doldurmaya….
Değermiş…
Hem de çok değermiş…
Değdiğini daha önce anlayabilmiş anlayamadığımıza üzülerek …
Evin alınmasından 2 yıl sonra almak isteyipte sinek gibi mağazanın camına yapıştığımız ama almadığımız tablolardan ev hediyesi geldi. Üstelikte duvarın ihtiyacı olan ebatlarda…
Misafirimize kapıyı açtığımız anda o hediye paketi sarılmış şeyin kocaman tablo olduğunu anladığımızda karı-koca olarak birbirimize bakıp donakalmıştık…
Bu kadar hikayesi olan bir hediye getirdiğinin farkında olmayan misafirimize, şaşkınlığımızı atlattıktan sonra buyur edebildik ancak…
Yapacak bir şey kalmamıştı…
Bizden günah gitmişti…
Herkes şahit ki biz tablo almadık, duvara kıyamadık, duvarı delip asmadık….
Dönülmez bir yola girdik artık… ya bu tabloyu asacağız yada kaldırıp çöpe atacağız… Yada rafa kaldıracaktık..
Ama yeri ne raf, ne de çöplüktü…
Su yolunu bulur ve akacağı yöne akar…
Tıpkı tablonun bir bakmışız ki olması gerektiği yerde asılı duruyor olması gibi…
Emlakçının bize evi gezdirirken neden bu evi bu kadar sevdiğimizi, tabloların güzelliğinin ne kadar gözümüzü okşadığının farkına varmamız 3 senemizi almıştı…
Ve hiçbir şeyin insanın mutlu olmasından daha değerli, daha anlamlı olmadığını…
Neden bu kadar anlamlı, neden bu kadar kıymetli olduğunu bilmediğimiz evimizi aldığımızda dünyanın sarayını aldık sanmıştık.. Ne güzel ki hala öyle hissediyoruz ve ömür boyu da öyle hissetmeyi ümit ediyoruz…
Alın teri akıtarak, canımız acıyarak kazanılan para ile alınan bir ev… bizim için o kadar kıymetli ki… hayatta sahip olduğumuz tek şey olmamasına rağmen hayatımızdaki en önemli şey bizim için...
Ne o kadar çatafatlı bir ev, ne bulunmaz hint kumaşı, ne de o kadar göz kamaştırıcı… Bizim haricimizde kime sorarsanız sorun sıradan bir ev olarak tanımlanır.
Bir evin başına ne gelebilir ki korumaya alma ihtiyacı hissediyoruz..Ruhumuzda o kadar abartmışız ki, ortada gezen terliklerin bile duvarları kapıları kirleteceğini düşünerek yalın ayak gezmeyi bile uygulamaya kalkmıştık.
Ev alındığında 2 yıldır içerisinde oturan 2 çocuklu çok şirin bir aile vardı.. Tüm odalarda işe yaramayan kullanılmayacak bir tek çöp bile yoktu. Bu sadeliği bozan tek şey tüm odalardaki tablolardı. Hatta içimizden neden bu kadar çok tablo olduğunu geçirirken, ev sahibinin resim sanatıyla ilgili bir meşguluyeti olduğunu düşünmüştük..
Ve bir de duvarları delecek kadar duygusuz ve duyarsız olduklarını…
Ama tablolar da bir harikaydı doğrusu…
Derken ev boşaldı. Boşalan eve bakınca her yerde çivi delikleri sanki ayrı bir tablo sergiliyordu gözümüze… Tek tek çivilerin çıkarılması, boşlukların betonlanması ve arkasından renk değişikliği yapılmadan aynı renge boyanması gereklilik olmuştu.. 2 yıllık yeni sayılabilecek bir evin tekrar müdahale edilmesi ve boya yapılması bizi biraz germişti… Bu kadar şirin insanlar nasıl oluyor da bu kadar düşüncesizce evin her tarafını delip tablo asabilmişlerdi…
Oysa kiracı bile değillerdi… Kiracılar ev sahibine acımadan evde her türlü özgürlüğü yaşarlar ya… Hatta bir defasında yakın aile dostumuzun kiraya verdiği evin kiracısı çıkarken tuvalet taşlarını bile alıp götürdüğüne şahit olmuştuk…
Günler sonra taşındık, eşyaları yerleştirdik… Ama önceki ev sahibine inat hiçbir yere çivi çakmadık… Tablo asmadık… Değil çivi perde bile takmak için bile nasıl bir çözüm bulalım diye düşünmüştük günlerce.…
Her şey çok güzel…
Eşyalar yerleşti… Ne atılacak, ne alınacak hiçbir eşyaya ihtiyaç yoktu…
Ta ki salon duvarındaki boşluğun gözümüzü tırmalamasına kadar… Öyle bir boşluk vardı ki illaki tablo istiyor orası…
Israrla…
Bağırarak..
Yok hayır asla olamaz.
Mümkün değil…
Biz ilk ev sahibi gibi evi delik deşik edip tablo asamayız..
Neden?
E biz duvarlara kıyamayacak insanlarız…
Yazık olur yeni boyanmış pırıl pırıl bir ev çünkü…
Varsın tablomuz olmasın.. Varsın duvarlarımız boş görünsün…
Mantığının söylediğini yüreğine öğretemezsin ki…Her alışverişe çıktığımızda çok güzel tabloların satıldığı mağazaya gider camın önünden içerdeki tablolara bakardık. Her defasında da dükkan sahibi kapıya doğru yaklaştığı zaman cin görmüş gibi kaçar giderdik.. Mağaza sahibi bir gün kolumuza yapışıp neden dışarıdan bakıp içeriye girmediğimizin hesabını soracaktı bize..
Anlatamazdık ki ona içeriye girersek dayanamaz bir tablo alır, güzelim duvarlara çivi çakar asardık…
Anlatamazdık ki önceki ev sahibi gibi duvarlara kıyabilen insanlar olmak istemediğimizi…
insan insana kıyıyor ama biz duvarlara kıyamıyoruz diyemezdik…
Değer mi bu tablolar duvarı çivilemeye…
Değer mi bu tablolar duvarlardaki gözümüzü rahatsız eden boşluğu doldurmaya….
Değermiş…
Hem de çok değermiş…
Değdiğini daha önce anlayabilmiş anlayamadığımıza üzülerek …
Evin alınmasından 2 yıl sonra almak isteyipte sinek gibi mağazanın camına yapıştığımız ama almadığımız tablolardan ev hediyesi geldi. Üstelikte duvarın ihtiyacı olan ebatlarda…
Misafirimize kapıyı açtığımız anda o hediye paketi sarılmış şeyin kocaman tablo olduğunu anladığımızda karı-koca olarak birbirimize bakıp donakalmıştık…
Bu kadar hikayesi olan bir hediye getirdiğinin farkında olmayan misafirimize, şaşkınlığımızı atlattıktan sonra buyur edebildik ancak…
Yapacak bir şey kalmamıştı…
Bizden günah gitmişti…
Herkes şahit ki biz tablo almadık, duvara kıyamadık, duvarı delip asmadık….
Dönülmez bir yola girdik artık… ya bu tabloyu asacağız yada kaldırıp çöpe atacağız… Yada rafa kaldıracaktık..
Ama yeri ne raf, ne de çöplüktü…
Su yolunu bulur ve akacağı yöne akar…
Tıpkı tablonun bir bakmışız ki olması gerektiği yerde asılı duruyor olması gibi…
Emlakçının bize evi gezdirirken neden bu evi bu kadar sevdiğimizi, tabloların güzelliğinin ne kadar gözümüzü okşadığının farkına varmamız 3 senemizi almıştı…
Ve hiçbir şeyin insanın mutlu olmasından daha değerli, daha anlamlı olmadığını…
Nihal KÖYLÜOĞLU
|